Pdf Kitaplık

Son Şans'taki Melek - Hope Ramsay PDF e-Kitap indir





Hope Ramsay - Son Şanstaki Melek ePub eBook Download PDF e-Kitap indir
Hope Ramsay - Son Şans'taki Melek PDF ePub eKitap indir

Son Şans (Last Chance) Serisi 3.5 Ara Kitap

Sevgili okuyucu,

En büyük oğlum Stone için bir mucize dileyip duruyordum ve sanıyorum ki dualarım sonunda kabul olacak!

Stone için dilediğim mucizeyi, kasabamıza tuhaf bir istek için gelen Lark gerçekleştirebilir belki. Stone onun bu tuhaf isteğini yerine getirebilmesi için elinden geleni yapıyor. Siz, bunun sebebini onun kasabanın baş komiseri olmasına bağlayabilirsiniz ama bence havada bariz aşk kokusu var. Zaten ikisinin arasındaki çekim kilometrelerce uzaktan bile görülebiliyor. Kasabamız, yıllardır bir yuvanın özlemiyle yanıp tutuşan bu kızcağız için mükemmel bir seçim gibi geliyor bana.

Yine çenem düştü, konuşmayı bırakıp Jane'in röflelerini bitirsem iyi olacak böylece kasabayı süslemeye de vakit ayırabilirim. Kes Kıvır'da her zaman ihtiyaç duyduğunuz bakımı, lezzetli kahve ile taze kurabiyeleri ve kasabanın en iyi dedikodusunu bulabilirsiniz.
İkinci kova ilkinden biraz daha büyük ve dolduktan sonra hareket ettirilmesi daha zor. Onu yarı eğilmiş hâlde, iki elimle birden taşımam gerekiyor; kovanın incik kemiklerime çarpmasına izin veriyorum. Pınardan çıkıyor, kovayı yere koyarken rahatlayarak iç çekiyorum. Aynı anda iki kovayı birden taşıyarak anayurda nasıl döneceğim konusunda hiçbir fikrim yok. Bu mümkün değil. Saatler sürecek.
“Gitmeye hazır mısın?” diye soruyor Kuzgun.
Ellerimi dizlerimin üzerine koyarak “Bana bir iki dakika ver,” diyorum. Kollarım şimdiden biraz titremeye başlamış. Güneş ışığı ağaçların arasından geçip üzerimize düşer, pınar kendisine özgü eski dilini konuşur, kuşlar öne arkaya zıplarken burada, karanlık gölgelerin arasında kalabildiğim kadar uzun süre kalmak istiyorum. Farkında olmadan, Alex burayı çok severdi, diye düşünüyorum. Onun adını düşünmemek, düşüncesini bile aklıma getirmemek için büyük bir çaba gösteriyordum hâlbuki.
Kıyının ilerisinde mürekkep mavisi tüyleri olan, suyun kenarında tüylerini temizleyen küçük bir kuş var; birden soyunup yüzmeyi, anayurtta keselenip temizleyemediğim
onca kir, ter ve toz katmanını üzerimden atmayı hayatımda hiçbir şeyi istemediğim kadar istiyorum.
Kuzgun’a, “Arkam döner misin?” diyorum. Kız eğlenmiş görünüyor ve gözlerini deviriyor, ama söylediğimi yapıyor.
Pantolonumla külotumun içinden sıyrılıyor, askılı bluzumu çıkarıyor ve otların üzerine bırakıyorum. Suya tekrar girmek bana hem acı, hem zevk veriyor -kesici soğuk bütün vücudumda dolaşan arındırıcı bir his gibi. Pınarın merkezine doğru gittiğimde ayaklarımın altındaki taşlar irileşiyor ve yassılaşıyor, akıntı da bacaklarımı daha kuvvetli bir biçimde itmeye başlıyor. Pınar pek geniş olmasa da, minyatür şelalenin hemen ötesinde nehir yatağının çöktüğü karanlık bir yer, bir yüzme havuzu var. Su dizlerimin etrafında hızla akarken tir tir titreyerek ayakta duruyorum ve son anda dibe dalmaya cesaret edemiyorum. Su çok soğuk. Su çok karanlık, siyah ve derin görünüyor.
Arkası hâlâ bana dönük olan Kuzgun, “Sonsuza kadar beklemeyeceğim,” diye sesleniyor.
Ona, “Beş dakika,” diye cevap veriyor, kollarımı açıyor ve suyun derinliklerine dalıyorum. Su buz gibi, aşılmaz bir duvar gibi. O duvara çakılıyorum ve su vücudumdaki bütün sinirlere saldırıyor -kulaklarım çınlıyor, su dört bir yanımda büyük bir hızla akıyor. Nefesim kesiliyor, yüzeye çıktığımda nefes nefeseyim. Güneş tepemde gitgide yükseliyor, gökyüzü de onu tutmak için derinleşiyor, sağlamlaşıyor.
Ve soğuk bir anda yok oluyor. Başımı tekrar suyun altına sokuyor, kulaç atıyorum ve nehrin beni itip çekmesine izin veriyorum. Başım suyun altındayken nehrin aksanım, o şırıltılı, gargara sesine benzer sesi neredeyse anlayabiliyorum. Başım suyun altındayken nehrin unutmak için çok çalıştığım adı söylediğini işitiyor -Alex, Alex, Alex- ve o adı uzaklara taşıdığını duyuyorum. Pınardan titreyerek, gülerek çıkıyorum ve dişlerim takırdarken giyiniyorum. Tırnaklarımın kenarları mavi.
Ben giysilerimi giydikten sonra Kuzgun, “Daha önce hiç güldüğünü duymamıştım,” diyor. Kız haklı. Yabanıl’a geldiğimden beri hiç gülmedim. Ama o an, gülmek kendimi aptalca denecek kadar iyi hissetmemi sağlıyor. “Hazır mısın?”
“Hazırım,” diyorum.
O ilk gün her seferinde tek bir kova taşımam gerekiyor. Kovayı iki elimle çekiyor, yürürken etrafa su sıçratıyor, terliyor ve küfrediyorum. Ayaklarımı sürüyerek, ağır ağır yürüyorum, kovayı yere bırakıyor, gidip diğer kovayı alıyorum. Birkaç adım ileri. Sonra nefes nefese dur, dinlen.
Kuzgun önden gidiyor. Arada bir duruyor, kovalarını bırakıyor, ağaçlardan söğüt kabuğu koparıp onu gözden kaybettikten sonra bile yolumu bulabileyim diye patikaya serpiyor. Kuzgun yarım saat sonra içmem için metal bir kupa dolusu sterilize edilmiş suyla ve yemem için içine bademler,
kuru üzümler koyduğu bir bezle dönüyor. Güneş artık yüksekte ve pırıl pırıl. Hüzmeleri ağaçların arasından bıçak gibi üzerimize düşüyor.
Kuzgun benimle kalıyor, ama bana yardım etmeyi hiç teklif etmiyor, ben de ondan yardım istemiyorum. Ben ormanda ağır ağır, ızdırap içinde yürürken kollarını kavuşturmuş hâlde, ifadesiz bir yüzle beni izliyor.
Son hesap: İki saat. Avuçlarımda biri kiraz büyüklüğünde üç su kabarcığı var. Kollarım öyle feci şekilde titriyor ki, terimi silmek istediğimde kollarımı yüzüme götürmekte güçlük çekiyorum. Tek elimin etli kısmında, kovalardan birinin metal tutamacının tenime sürtündüğü yerde kırmızı bir kesik var.
Çivi akşam yemeğinde en fazla pilav ve fasulyeyi benim tabağıma koyuyor ve su kabarcıkları yüzünden çatalımı güçlükle tutmama ve Sincap’ın pilavı yakmış olmasına rağmen -pilavın altı kahverengi ve sert- bunun Yabanıl’a geldiğimden bu yana yediğim en iyi yemek olduğunu düşünüyorum.
O kadar yorgunum ki, yemekten sonra giysilerimi çıkarmadan, neredeyse başım yastığa değer değmez uyuyakalı-yorum. O yüzden dualarımda Tann’dan uyanmama engel olmasını istemeyi unutuyorum.
Hangi gün olduğunu ancak ertesi sabah fark ediyorum. 26 Eylül.
Hana dün tedavi edildi.
Hana artık yok.
Alex öldüğünden beri ağlamadım.
Alex yaşıyor.
Mürekkep mavisi şafakta sisin içine dalar ve yavaş yavaş, acılar içinde yeniden eğitime başlarken bu benim mantram, kendime her gün anlattığım hikâyem oluyor.
Eski bankaya kadar hiç durmadan koşabilirsem -ciğerlerim patlayacak gibi oluyor, bacaklarım titriyor- Alex hayatta olacak.
(Tanıtım Bülteninden)

Sayfa Sayısı: 336
Basım Tarihi: 01.05.2015
Dili: Türkçe
Yazar: Hope Ramsay
Çevirmen: Sara Rina Eskenazi
ISBN : 9786059864114
Yayınevi: Eksik Parça

Download PDF (Yandex Disk)

(Not: İndirmek İçin Tıkladığınızda; 5 Saniye Bekleyip Reklamı Geç'e Tıklayıp İndirebilirsiniz)


Son Şans'taki Melek - Hope Ramsay PDF e-Kitap indir TIKLA!
Bize en büyük desteği yorum yaparak sağlayabilirsiniz.
Ayrıca paylaş butonlarını kullanmayı ve kırık linkleri bize bildirmeyi unutmayın